12 Mayıs 2015

Üzülme...

Üzülme...der Mevlana ve devam eder;Bir yandan korku bir yandan ümidin varsa iki kanatlı olursun,tek kanatla uçulmaz zaten.Sopayla kilime vuranın gayesi kilimi dövmek değil,kilimin tozunu almaktır.ALLAH sana sıkıntı vermekle tozunu, kirini alır.Niye kederlenirsin?Taş taşlıktan geçmedikçe parmaklara yüzük olamaz.Yüzük ol...mak dileyen taş, ezilmeyi, yontulmayı göze almalıdır.
Üzülüyorsan, Biri var ki cılız varlığını düştüğü çamurdan kaldırmak istiyor. Onun için dokunuyor kalbine. Kıymetini bil ki, üzmeye değer görüyor seni. Hüzünlerin kalbinin toprağını allak bullak ediyorsa, sen ekilmeye layık bir topraksın demektir. Kaygıların vuruşuyla tuz buz oluyorsa taş katılığında büyüttüğün güvencelerin, yarılan göğsüne umut fidanları dikiliyor demektir.
Yüzün yerde geziyorsan, ellerin boynuna sarılı ise, içini ısıtacak haberlerin mürekkebi damlıyor olmalı ömrünün defterine. Kar yağıyorsa güvendiğin dağlara, yarının ovalarında rengârenk çiçeklerin olacak demektir. Hırçın fırtınalar sarsıyorsa sevinçlerinin zirvesini, rüzgârlar dövüyorsa umudunun yamaçlarını, bir yüce dağsın sen demek ki, az bekle, eteğinden serin pınarlar akmaya başlayacak demek ki... 
Üzülüyorsan, şımaramazsın. Kibrin kirli tuzağına düşemezsin. Kendini beğenmişliğin çamuruna dolaşmaz ayakların. Uzak geçersin isyanlı yollardan. Heveslerinin ardı sıra düşüp nisyan uçurumlarının başına sürüklenmezsin. Seni Biri yakınlığına çağırıyor demek ki... Gözden çıkarmamış olmalı seni.

05 Mayıs 2015

YUNUS EMRE'DEN

Eğer göğün yedi katına çıkmaksa niyetin
Aşk'tan güzel merdiven bulamazsın

26 Nisan 2015

Sana geliyorum, sana,

Sana geliyorum, sana,
Beni anla, içimdeki şeytan.
Yalnız sensin doğru söyleyen.
Gerekince kaçan, gerekince gelen.

Denizin yüzünde geceleyin,
Karanlıkları işleyen renkleri görmek senden.
Senden, bazı kelimelerin farkedilmemiş güzelliğini anlamak,
Unutulmuş yaşamaya başlayıvermek birden.

Sana geliyorum, doğru sana,
Susmamak için.
Çünkü sensin dinleyince dinleyen,
Bakınca bakan, görünce gören.

Sevmesini iyi bilirim, düşünmeyi öğrendim.
Duydum nedir can vermeden ölmek.
Artık bütün kapıları açıp kapayabilirim.
Sen anlarsın bunlar ne demek.

Sana geliyorum, yalnız sana,
Yalansız, gizlisiz.
Olduğu gibi anlatacağım ne varsa,
Bil, bilsinler, biliniz.

Sen, 
Vurunca vuran, gülünce gülensin.
Sesin, yüzün, ellerin yüzde-yüz senin.
Sen ölmeyensin.

Özdemir Asaf

01 Nisan 2015

Mevlana'dan

Allah der ki;
kimi benden çok seversen onu senden alırım.
ve ekler;
onsuz yaşayamam deme, seni onsuz da yaşatırım.
ve mevsim geçer, gölge veren ağaçların dalları kurur,
sabır taşar,
canından saydığın yar bile bir gün el olur.
aklın şaşar, dostun düşmana dönüşür.
düşman kalkar dostun olur.
öyle garip bir dünya,
olmaz dediğin ne varsa olur.
düşmem dersin düşersin.
şaşmam dersin şaşarsın.
en garibi de budur ya;
öldüm der durur yine de yaşarsın...

24 Mart 2015

No tengo donde ir



No tengo donde ir. La vida es dura. La vida es sola. El dolor nunca termina.

No tengo donde ir. Noches llena de lágrimas. El sol nunca me despierta.

No tengo esperanzas. Los sueños no me dejan solo. Los sueños con memorias con ella.

24 Şubat 2015

Yangın

Herşey yanmış kül olmuş. İnek yemiş yazdıklarımı, fotoğraflarımı. Dağa kaçmış inek, dağ yanmış, inek yanmış, kağıtlar yanmış. Kül olmuşlar.

Arkamda, doğduğum ülkede benden kalan son izler de yok olmuş. Kül olmuş.

Kemikleşmiş depresyon. Eskilerle tıka basa dolu rüyalara uyumak gönülsüzce. Ama kahretsin, uyanmak hep sonra.

Bazen oturduğum yerde kendime dalarım, derinlere, kuytulara. Çok derinlere. İsimsizleştirdiğim yüzler, gülümsemeler, sevişmeler.

Yüreğimin tam ortasına koca bir taş düşmüş. Kanımda bilmediğim ve tanımadığım elementler. Bir hücreden bir diğerine unutulası anıları taşıyıp duruyor.

Yaklaşan gecenin telaşı, tek gözüme düşüverin gözyaşı.

Sessizlik, sensizlik, yokluk ve hiçlik.

11 Temmuz 2014

Ah Adrian.
Sana gerçekten olumlu birşeyler yazabilmeyi isterdim. Üzülmeni istemiyorum. Ama yazacak birşeyim de yok malesef. Affet.

Kızımın gelişinden ziyade, gidişini düşünür oldum. Sanırım bunda, dananın kuyruğunun o tarihten sonra kopacağını biliyor olmanın verdiği dehşet duygusunun da etkisi var.

Yalnızım, çok yalnız. Türkiye'deyken hem kızımı hem sen dahil arkadaşlarımı, dostlarımı arada bir de olsa görüyordum. Burada yalnızlık kendisini sürekli hissettiriyor.

Bir çığlık isteği var boğazımda, çıktı çıkacak. en zoru da bunu iş yerindekilere belli etmemek için gösterdiğim yoğun çaba. Bu beni daha bir güçsüz kılıyor.

Hani kanser sonrası vücudun bağışıklığı zayıflar ve en ufak hastalıklara karşı bile çaresiz kalır ya. İşte ruhumu saran da O'ndan sonra, kanserin ta kendisi. Zaman, geçen tek şey Adrian; yoksa ne acılar geçiyor ne de delirmenin eşiğindeki benliğimin son çırpınışları azalıyor.

(Eğer varsa) Tanrı'nın bu işte bir parmağı veya bir bildiği var gibi geliyor. Bana hayatımda sadece 10 yılı bir baba olarak yaşamamı layık görmüş bir Tanrı.

08 Temmuz 2014

Depresifin Günlüğü

Bulaşık makinesine bu kadar yüz vermenden belliydi Adrian. Saatli saatsiz çalıştırıyorsun şu mereti. Yalnızlık zor anladık tamam, başka ses mi yok evde yankılansın, sana yalnızlığını unuttursun.

Bıçağın ucunda yaşamak zor. Kimse bilmez yanı başındaki uçurumu. Belli etmek istemezsin. Ne de olsa hayat gailesi. Gaile de ne acayip kelime. En zoru da sanki sıradışı bir şeyler dönmüyormuş hayatında, bombok değilmiş gibi yapmak. Rollerin en çetrefillisi. Zaten seni yoran da bu biliyorum. Yoksa bıraksalar, yaşayacaksın bu eziyetli varoluşu. Varoluşların en lanetlisini demek istediğim.

Yorucu ya Adrian, farkında olmaz mıyım? Çok yorucu. Rüyalarda bile yüzün gülmez, bir anlık mutluluklar bile haram.

Bir arkadaş yazmıştı da oradan biliyorum. Zamanla geçer herşey, her acı diyorlar; halbuki geçen tek şey zamanın ta kendisi, acılar değil. Kapanmayan yaralar hiç değil.

05 Haziran 2014

Gözümde dünden kalan bir gözyaşı...

Şiir okumayı sevmem. Nazım ve Neruda'nın birkaç şiiri dışında. Yazmayı da becerdiğim söylenemez. Ama arada bir, beklenmedik bir anda, yazılmamış bir şiirin yazılmamış ilk dizesi gelir aklıma. Yatana kadar düşünürüm bu dizeyi. Kafamda evirip çeviririm. Bu ilk dizeyle uykuya geçerim. Devamı gelmez bir türlü.

15 Mayıs 2014

Binada sigara içmek yasak, çıkıyorum gecenin bir yarısı sokağa, tellendiriyorum bir sigara, sokağı mesken tutan kediler ve ben bir de inanmayacaksın bir tavus kuşu her gece.

Kediler alışkın, kaçmıyorlar. Tavus kuşu da öyle, arada bir yolun ortasına doğru şöyle bir seyirtiyor, sonra yine yaklaşıyor sigara dumanına.

Gece sıcak, yapış yapış. Bir esse azıcık.


19 Nisan 2014

İnsan nereye giderse gitsin, cennetini de cehennemini de yanında götürüyor.

02 Aralık 2013

Adrian Zograffi'ye Mektuplar - 4

III. VE IV. ERTUĞRUL DÖNEMLERİ

III. Ertuğrul, şanssızlıkları ve yalnızlıkları ile meşhur bir krallık dönemi yaşar. Tarih kitaplarında çok fazla bilginin bulunamadığı bu dönemde yaşanan en önemli hadiseler platonik aşkların hüsranlarla sonuçlandığı uzun bunalım dönemlerinden ibarettir. Bu bunalımlı dönemler kralın ilk gençlik çağında sonradan toparlanması zor izler bırakır. Depresif dönemlerin arkasından dayanılmaz bir hale gelen 'ah hayat' bir avuç dolusu ilaçla sona erdirilir. 


IV. Ertuğrul, büyük hayaller ve beklentilerle başladığı üniversite hayatından, daha ilk başta hoşlanmaz; bunda o dönem ülkede yaşanmakta olan ekonomik sıkıntılarından da büyük etkisi olur. Kraliyet ailesinin arabalarının peşpeşe satılması sonucu genç kral hergün beş kilometre kadar yürüyerek okula ulaşmak zorunda kalır ve harçsızlıktan neredeyse bütün gün okulda aç dolaşır.

Ataları gibi aşırı duygusal, fedakar ve saftır bu kral da. Bu yokluk döneminde okula ve derslere olan konsantrasyonu da zayıflar, kendisini çok sevdiği kitapların kollarına atar. Kulağında binbir zorluklarla alınmış taşınabilir bir kasetçaların kulaklığı ile ağaç altlarında geçirmeye başlar zamanını. 

İlk defa bir sevgili için gözyaşı döken kral da IV. Ertuğrul'dur. Giderek içine kapanan, ülkesinin içinden geçmekte olduğu başta ekonomik ve sonra politik sorunlara deva bulamayan kral, günlük tutmaya başlar.

Bütün bunlar yaşanırken, kral bir de başkaldıran kardeşi Cem Sultan'ın ve yandaşlarının başkaldırmasıyla, bir anda kendini daha büyük bir bunalımın içinde bulur. Kanlı-bıçaklı bir baskınla isyan sona erdirilir. 

Daha sokaklardaki kanlar belediye araçları tarafından yıkanamadan, üniversite öğretim görevlileri ve kapıcıların başını çektiği bir başka grup yeni bir isyan başlatır; kral tahttan indirilir ve bilinmeyen bir yerde bir ağacın yere yakın bir dalına asılır ve cesedi de yine bilinmeyen başka bir yere gömülür.

25 Kasım 2013

Adrian Zograffi'ye Mektuplar - 3

GEÇİŞ DÖNEMİ VE İÇ KARIŞIKLIKLAR

II. Ertuğrul ile III. Ertuğrul arasında neredeyse beş ayı bulan bir belirsizlikler dönemi bulunur. İşte bu kaotik boşlukta, malum bir takım güçlerle yurt içindeki o bilindik işbirlikçileri, ülkenin yönetimini ivedi bir şekilde ele geçirmek için ellerinden geleni artlarına koymazlar. 

Halk ise inanılmaz bir vurdumduymazlıkla, eski krallarının aşk hayatının içinden çıkılmazı güç ve bilinmedik ayrıntılarına gömülür ve iki derin gruba ayrılır. Bir grup II. Ertuğrul'un, genç yaşına, ve yakışıklılığına rağmen tek eşlilikte direterek doğru davrandığında , halkına bu anlamda örnek olduğunda ısrarlı olurken, diğer grup bu bahsi geçen tek kraliçe Arzu Sultan'ın kralın iplerini elinde tuttuğunu ve ülkeyi bu kötü durumlara hazırladığını söylerler.

Geçiş dönemini en az zararla kapatmak için yoğun bir çaba gösteren Maksim Gorki ve saz arkadaşları ise, belki de ülkenin tarihin nankör sayfalarına gömülmeden ayakta kalabilmesini sağlar.

Adrian Zograffi'ye Mektuplar - 2

II. ERTUĞRUL DÖNEMİ VE ISLAHATLARI

V. Ertuğrul, II. Ertuğrul'un, aslında I. Ertuğrul'un hastaneye yatırılmış hali olduğunda uzun yıllar boyunca ısrar etmişse de, VI. Ertuğrul zamanında, kurukmasında kralın bizzat önayak olduğu tarihçilerden oluşan bir komite, II. Ertuğrul'un tümüyle farklı bir kişilik olduğunu ve yaptıkları ile ardında bıraktıklarından da bunu anlamanın kolaylıkla yapılabileceğini kanıtlarıyla ortaya koyar.

II. Ertuğrul'un ülkesine en büyük hizmeti belki de kitap okumanın yaygınlaştırmasıyla ilgili çabalarıdır.  Özellikler en sevdiği yazar Yaşal Kemal'dir.


Bu sanat düşkünü değerli şahsiyet, genç yaşta geçirdiği elim bir trafik kazasıyla halkını terkeder. Kendisini saygıyla anıyoruz.



04 Kasım 2013

Adrian Zograffi'ye Mektuplar - 1




I. Ertuğrul, bindokuzyüzyetmişbir senesinin Ekim ayının ondördünde, iki odalı bir kerpiç evin misafirlere ayrılmış olan odasında dünyaya gözlerini açtı. Doğumunda bulunan, sağlık ocağından alelacele gelen tek gözü kör ebe, bebeği görür görmez bir şeylerin ters gittiğini anlamış olacak ki, bir daha ne bebeği ne de anneyi kontrol etmeye gelmez.

I. Ertuğrul üç yaşına kadar şimdi hatırlayamadığı yabancı bir dilde konuşur (?). Çok oburdur; annesinin sütü yetmeyince, dedesinin hediye ettiği kara gözlü ineğin sütü imdadına yetişir. Aralarda da annesinin başörtüsünü emerek uykuya dalabilir ancak.

Sayıları yarım düzineyi geçen teyzelerinin arasında oldukça eğlenceli bir çocukluk geçirir. Her yaz, ailesinin maddi durumları izin vermediğinden, doğduğu köye gönderilir. Dedesinin evinde kalır üç ay boyunca. Sıcak, kuru bir köy. Mahallede erkek çocuk sayısının azlığı, onu o kadar popüler kılar ki, kızların gözdesi olur kısa zamanda. Kızların bu bolluğu nedeniyle oynadığı ilk oyun tabi ki evcilik olur. Kızlar arasında her gün bir başka kavga çıkar onun yüzünden. Bunun bir diğer sebebi de o zamanlar düzgün bir koca adayı bulunamaması da olabilir elbette.

Duyduğu ilk derin laf, felsefi laf, 'küçükken çirkin olanlar, büyüdüklerinde güzel, küçüklüğünde güzel olanlar büyüyünce çirkin olurlar' dır. Bu söz ona gelecekle ilgili çok güçlü bir umut aşılar. Heyhat!

Okumaya 'Cin Ali Hayvanat Bahçesinde' ile başlar. Hem Cin Ali'nin hem de kitapların tutkunu olur hemencecik. İlk aşkı daha ilkokulun birinci sınıfında tanıştığı Sevgi isimli sarışın, mavi gözlü bir kız olur. Hayatında ilk kez bir kız yüzünden okuldan kaçışı da o zamana rastlar. Bir okul çıkışı Sevgi'ye evine kadar eşlik eder. Eve gitmeyi unutur. Geç saatlere kadar Sevgilerin apartmanının bahçesinde koşturup dururlar. Bu ilk aşk, üç ay sonunda Sevinin ailesinin İzmir'e taşınmasıyla biter ve ona ilk gönül yarasını tattırır.

Emek Mahallesi'nin yetmişüçüncü sokağının başındaki evleri onun hayallerinin ilk yeşerdiği yerlerin başında gelir. Uzun yıllar boyunca bu apartmanın bahçesi, merdivenleri, kömürlüğünün ürpertici karanlığı rüyalarının ayrılmaz bir parçası olur. Birinci kattaki Bekir Amca mesela. O dinç, o uzun boylu ve bembeyaz saçlı Bekir Amca. Eşi melek yürekli Nazlı Teyze. Onlar gibi Artvinli Ali Amca ve Nazlı Teyze. Kızları Jale abla, oğulları Yaşar Abi, ki yıllar sonra Eskişehir Yolunda bir trafik kazasında erkenden ölüverir. O iki kardeşin birbirlerine olan düşkünlükleri, sevgileri. Yine aynı kattaki Nedret Teyze. Kocası Tahsin Amca'yla ilgili hatırladıkları, Urfa taraflarında bir yerlerde çalıştığı ve nadiren Ankara'ya geldiğidir. Ama asıl unutamadığı, bazen onu eve çağırıp ceplerini kuruyemişlerle doldurmasıdır. Çok sever bu yüzden onu.

Aynı yıllarda Sevgi'nin ardından dolu dolu başka aşklar yaşar. Danimarkadanyaztatilinegelenkız, Figen, Semiha, Betül, Ayten, Beyhan, Sevinç, bir Beyhan daha.

I. Ertuğrul onüç yaşına kadar tek başına tuvalete gitmeye korkmuş, yukarda bahsedilen kömürlüğe ise kalabalık olmadan ayak basmamıştır. 

19 Eylül 1989 günü, yakalandığı amansız bir hastalıktan yatağında tek başına ölmüş, aynı gün öğleden sonra mutlaka girip notunu yükseltmesi gereken Toprak Bilgisi sınavına girememiştir. Öldükten sonra ceplerinde, iki anahtar, bir adet sümüklü mendil, bir adet silgi (DMO), 0,9 kalem ucu, siyah-beyaz kime ait olduğu anlaşılamayan bir yarım fotoğraf bulunmuştur.

Ardında bıraktığı bir kağıt parçasına, 'bu Cuma günü Termodinamik dersinde yerime yoklama verin' yazdığı rivayet edilir.

Yerine geçen II. Ertuğrul, I. Ertuğrul'un türlü tacizlere uğramaması için cesedini yaktırmış ve küllerini Beyşehir Gölü'ne atmıştır.