22 Haziran 2006


Sahte Hunter'la yemek sonrası keyfi... Olsun , biz onu Hunter sanıp bol bol kemik verdik, bir mangal sefası sonrasında. Nasiplendi garibim. Gerçi ondan sonra da bir daha görmedik. Zaten bu sene Ayvalık'ta ne doğru dürüst sokak kedisi var ne de köpeği. Posted by Picasa

25 Mart 2006


Oyun Grubunun "EN GURME BABASI" ödülünü alırken Posted by Picasa

24 MART 2006

Yine üst kattaki terbiyesizlerin, sabahın köründe mobilyaları çekerek yaptıkları gürültüyle uyandım. Zaten, kombinin kuruttuğu, PVC doğramaların iyice havasız bıraktığı evimizde, nefes almakta zorlanarak tatsız bir uyku geçirmişim. Bu da nereden çıktı şimdi.

Kızımın annesini çağırmasıyla, yanına gittim hemen. Annesini sordu her zamanki gibi. Ona işte olduğunu söyleyince, suratı asıldı yine. Çıkmak istemedi yatağından. Sonra gönlünü aldım, çıktı, üstünü değiştirdim, çişini yaptırdım, televizyonu açtım, o seyrederken ben giyindim. Çıktık beraber evden; anneannenin evine gittik. Kahvaltı, gazete okumak, beraber oyun derken, Serpil Abla da uyandı. Hep birlikte Kimlik'e gittik. Bu üçüncü gidişim. İnanılmaz bir indirim kampanyasındalar. "3 al 1 öde", "2 al 1 öde" gibi çılgın promosyonlar. Gayet kaliteli tişörtlerin üç tanesini yirmibeş, yirmialtı YTL'ye aldık. Bir sürü aldım tabi. Lara etrafta dolaşıp, son geldiğimizde beraberce koşturdukları çocuğu arayıp, nerede arkadaş diye sorup durdu. Ben bir iki tişörtü denerken, o da kabine girdi. Bir ara ben başka taraftayken, o, anneanne ve Serpil Abla'dan kaçıp, boş bir kabine girmiş, ardından da kapıyı sürgülemiş . Hemen gittim, allahtan uzatmadı da hemen açtı. Çıktık. Onları Atakule'nin köşesine bıraktım. Ben Armada'ya gittim. Biraz vitrin bakıp, üst kata, yemek yenilen bölüme çıktım. Dergilerimi okumaya başladım. Yan masadan üç TSM, okuduğum dergiyi görünce, benden dizüstü bilgisayarları için yardım istediler. İhtiyaçları olan programı netten bulup indirdim. Yarım saat muhabbet ettik, sonra Serkan ve diğerleri geldi. Bol bol gülüp eğlendik, işlerine döndüler. Ben biraz daha vitrin ve mağaza turladım, akşama sinema için bilet aldım ve Senem Annemlere geri döndüm. Saat dört buçuk gibi kızımı öpücüklerle öğle uykusundan uyandırdım. Yatakta biraz oynadık. Onu bırakıp, üstümü değiştirmeye eve gittim.

Yedi buçuk gibi Didem'i aldım Bakanlıklar'dan, Arjantin Caddesi'nde Sushico diye bir restorana gittik. Ortam güzeldi. yedi-sekiz aydan sonra ilk kez sushi yedim. Çok başarılı buldum, şarap da güzeldi. Ordan çıkıp, yine Armada'da sinemaya yetiştik. Paşabahçeden shot takımı aldık çok uygun fiyata. Mavi'den beyaz bir tişört bana, bir adet kemer Didem'e. Tarantino'nun prodüktörlerinden biri olduğu OTEL'e girdik. Beğendik. Erotizm, gerilimden baskındı.

Eve dönüşümüz geceyarısını buldu. Kızımızdan başka şey konuşamaz olduk. Çok özledik sıpayı.

23 Mart 2006

Türkiye'ye Veda...


Posted by Picasa

ARJANTİN GÜNLÜKLERİ 1

Alitalia'nın uçağının yere ne zaman ve nasıl konduğunu hiç anlayamadık, ikimiz de. Çok yoğun bir bulutun içinde alçalmaya başlamıştı uçak. Yağmurlu, rutubetli bir hava hakimdi Buenos Aires. Çıkış tünelinin hemen ucunda karşıladı bizi Cemal Kalay (kulakları çınlasın). Otuz küsur senedir Arjantin'de Kalay, eşi Monica ile İstanbul'da tanışmışlar. Neyse Kalay bizi bavullarımızı alacağımız yere götürdü. Aynı anda bir sürü denizaşırı uçak indiğinden, ana baba günüydü ortalık. Böyle olunca, bagajımızı almamız bir saati buldu. O kadar yorgunluğun üzerine çok kötü oldu bu tabi. Kalay, bizi çıkışa götürdüğünde, ilk kez diplomatik kimlik taşımanın avantajlarını gördük. Ne bavullarımız arandı ne de en ufak bir aksilik oldu. Dediğim gibi yağmur yaıyordu. Elçiliğin bir kaç ay içinde satacağı, meşhur dev Cadillac'a kurulduğumuzda, ağır ağır çalışan silecekler, ve yine ağır ağır gaza basan Kalay yüzünden az kaldı uyuyordum. Çevre yolundan Belgrano'ya ulaştık. İlk durağımız elçiliğimizdi. Bizi çok güzel karşıladıklarını söyleyebilirim. Çalışanların. Dört buçuk sene öncesinden bahsediyorum, ama sevgili Erkan ve Zeynep'in o ilk günki yakınlıkları ve sıcaklıkları, bizi o kadar rahatlattı ki. Öğle yemeğini orada yedikten sonra, İlker'in boşalttığı apartman dairesine yollandık. Bu daire, önümüzdeki ondokuz gün yuvamız olacaktı. Bir oda bir salon, köhne bir daireydi. İlker'in daha satmadığı bir iki eşyayı kullandık bu ilk günlerde. Bu daireyi pek te iyi hatırlamamamın bir nedeni de, daha ilk hafta başlayan bel ağrılarım oldu. Bu ağrılar ki, beni dört yıl yerden yere vurdu, haftalarca evden dışarı adım atamadım, kilo aldım, çok zor günler yaşadım. Neyse ki bugün hiç bir araz bırakmadı o illet.

26 Ocak 2006

İşte doğduğum , yarısı yıkılmış köy evi... Posted by Picasa

GEÇİŞ DÖNEMİ VE İÇ KARIŞIKLIKLAR

II. Ertuğrul'la III. Ertuğrul arasında beş aylık , şimdi bile gün ışığına çıkarılmamış olaylarla dolu bir süre vardır. Bu zaman zarfında bir takım dış güçler, çeşitli şekillerde idareyi ele geçirmek istemişlerdir.

Geçici hükümette görev alan M. Gorki ve arkadaşları, ülkede huzuru sağlamak için, bazen aşırıya kaçan önlemler almak zorunda kalsalar da, çok çabalar sarfetmişlerdir.

II. ERTUĞRUL DÖNEMİ VE ISLAHATLARI

V. Ertuğrul, II. Ertuğrul'un I. Ertuğrul'un hastaneye zorla yatırılmış biçimi olduğunda ısrarlarını sürdürmüşse de , bu pis iftira VI. Ertuğrul zamanında aklanmış ve bu şekilde tarihe not olarak düşürülmüştür.

II. Ertuğrul, kitap sevgisini yaygınlaştırarak, yurduna büyük hizmetlerde bulunmuştur. Kendisinin en sevdiği yazar ise Yaşar Kemal'dir.

Bu değerli şahsiyet, genç yaşta geçirdiği bir trafik kazası neticesinde aramızdan ayrılmıştır. Kendisini saygıyla anıyoruz.
... Posted by Picasa
Alper Sokak Posted by Picasa
Carilo ve Atlantik... Posted by Picasa

01 Ocak 2006

23 MART 1990

I. Ertuğrul, 1971 yılının Ekim ayında iki oda, bir sandık odasından ibaret, kerpiçten bir köy evinde, bir ayağı topal ebenin de yardımlarıyla dünyaya ağırbaşlı bir giriş yaptı. Doğumun zor olduğunu şimdi bile hatırlayan Hasibe Ebe, ta o zamanlar bir gariplik olduğunu farkettiğini söyler. I. Ertuğrul, üç yaşına kadar , şimdi hatırlayamadığı bir dilde konuşur. Çok oburdur; özellikle annesinin başörtülerini kemirmekten zevk alır.

Yarım düzineden fazla teyzesi vardır. Bu yüzden de bütün çocukluğu, kızların oynadıkları oyunlarla geçer. Bu evcilik yıllarında, karısı olacak kızı kendisi seçmek istediğinden ve o günlerde şehirli koca adayı kıtlığının doruk yapması nedeniyle, kızlar arasında sık sık parlayan kavgalara yol açar. Bu kavgalardan en çok Yasemin ve Saime galip çıkarlar. Yukarda bahsettiğimiz teyze bolluğu, I. Ertuğrul'un çok erken yaşlarda Ses ve Hayat dergileriyle , ipler yardımıyla bacak tüylerinin alınmasıyla ve İskender Doğan gibi zamanın yürek yakan şarkıcılarıyla karşılaşmasına vesile olurlar.

Çocukluğunda duyduğu en ciddi söz "küçükken çirkin olanlar büyüyünce güzel olurlar" dır. Bu söz birkaç yıl yaşamının en felsefi sözü olmakla kalmaz, içinde hiç sönmeyen bir umudun da doğmasına sebep olur.

İlk okuduğu kitap, "Cin Ali Hayvanat Bahçesinde" dir. Hem bu çöp insanların basit ama sorunsuz hayatları hem de yine o kadar basit çizimler, çok bağlar I. Ertuğrul ile Cin Ali'yi birbirine.

Sırasıyla tüm Ertuğrul'lar, Sevgi, Beyhan (ilkokuldaki), sonradan eczacı olan Yonca, Sevinç, Beyhan (ortaokuldaki), Yasemin, Danimarkadangelenuzakakrabanınkızı, Dilşat, Arzu (Dilşat'ın kuzeni olan) , Güldeniz, onsekiznumaradakidişhekimliğiöğrencisin kardeşi İzmir'li Yıldız-Ulduz , Figen , Semiha, Ayten, Betül, Arzu'ya aşık olurlar.

Sevgi daha ilkokulun birinci sınıfı bitmeden İzmir'e taşınmış, bir akşamüstü Sevgilerin evinin bahçesinde oyun oynamaya dalıp eve geç geldiği için annesinden sokak ortasında yediği dayak ta böylece boşa gitmiştir. Danimarkadangelenuzakakrabanınkızı, Figen, Semiha ve Ayten'den sıkılmış, Dilşat bir başkasını seçmiş, Arzu Amerikalara gitmiş ve en son gerçekleşen bu ayrılık da Ertuğrul'ların sonunu hazırlamıştır.

I. Ertuğrul, 19 Eylül 1989 günü yakalandığı amansız hastalıktan kurtulamayarak, 24 Eylül günü akşam saat yedide, Toprak Bilgisi bütünleme sınavı sonrası hayata gözlerini yummuştur. Öldüğünde ceplerinde, 2 adet anahtar, bir adet sümüklü Selpak mendil, yirmi yıldır sakladığı köpek dişi, bir adet DMO silgi, 0,9 kalem ucu (bir kutu), Arzu'ya ait siyah beyaz bir vesikalık ve bir adet ünlem işareti bulunmuştur. Son sözleri "cuma günü Termodinamik'te yerime yoklama verin" olmuştur.

Yerine geçen II.Ertuğrul, I. Ertuğrul'un cesedini, gizlice Mogan Gölü'ne attırmıştır (!).

Allah rahmet eylesin,

Amin.

SiTEM

Ve küçükken beni döven, kapıcının oğlu Yücel, yaşça büyüğüm olup, bana ağza alınmadık küfürleri öğreten, Hoca'nın oğlu Mustafa ve abisi Mehmet, oyunlarımızı hep bozan mızıkçı İlhan ve bana ilk sigarayı içiren Coni abi ve ağzımın sigara kokmaması için bana kuzukulağı yediren yalancı Erdal ve durmadan ağlayıp sızlayan, kasabın oğlu Erdoğan ve gözlüğümü kırıp kaçan tanımadığım çocuk ve dolmakaleminin içinde ışıklar var diyip pullarımı elimden alan Suat, 3 tekerlekli ve tek bisikletimi daha ilk haftasında kıran, Zehra Teyze'nin oğlu Hakan abi, hepinizin, hepinizin alacağı olsun.

08 Kasım 2005

DÜNYA GERÇEKTEN KÜÇÜKMÜŞ...


Hayat , bana olmaz dediklerimin olabileceğini öğretmişti öğretmesine ama, bunu beklemiyordum doğrusu. Buenos Aires'te birbuçuk yıl oturduğumuz dairenin evsahibi karı-koca, bir veteran tenis turnuvası nedeniyle gelmişlerdi Belek-Antalya'ya. Bir tur firmasıyla anlaşmışlar. Belek'ten İstanbul'a geçtiler, Kapadokya yolunda birkaç saatliğine Ankara'ya da uğradılar. Kısmet Anıtkabir'de görüşmekmiş.

25 Ağustos 2005

Yaşadığımız Yerlerin Uydu Görüntüsü


Sol üst köşeden başlarsak. Estadio Monumental, Arjantin'in Boca Juniors ile birlikte en meşhur iki futbol takımından bir olan River Plate'in stadyumu. Neredeyse bütün milli maçlar da burada oynanıyor. Herhalde beş altı kere gittim yakın olduğundan. Ama bir türlü R. Plate taraftarı olamadım. İçim ısınmadı.

Tierra Santa, Hz. İsa'nın yaşadığı devrin Kudüs'ünün canlandırıldığı tematik bir park. Oraya da gitmek kısmet olmadı bir türlü.

Aeroparque J. Newberry, hem iç hatlar uçuşlarının, hem de yirmi dakika mesafedeki Uruguay'a yapılan uçuşlar için kullanılan havalimanı. Nehrin kenarında, şehrin göbeğinde. Hatta onbeş sene kadar önce, bir uçak, hemen bitişiğindeki işlek yola mecburi iniş yapmış, bayağı da ölen olmuş.

Olleros 2336, şu anda oturmakta olduğumuz binayı gösteriyor. Bu binanın 18 katındayız, belki balkona çıkarsam görürsünüz.

Elçiliğimiz, zaten adı üzerinde, yürüme mesafesinde.

Solar de La Abadia, son derece şirin, küçük bir alışveriş merkezi. Uğrak yerlerimizden sayılır.

Kansas, listeye benim favori restoranlarımdan biri olduğu için katıldı. Aslında bu ikinci şubesi.

Jumbo Palermo, belki de Buenos Aires'te en çok alışveriş yaptığımız hipermarket. Şili firması aslen. Diğerlerine göre biraz pahalı ama, çeşit açısından zenginliği bizi hep cezbetti.

Avenida Cabildo 66, bundan bir önceki dairemiz, 2 senemiz geçti orada.

Paseo Alcorta, diğer bir alışveriş merkezi. Palermo semtinde. En üst katındaki Sacoa Oyun Parkı, son günlerde Lara'nın en sevdiği yerlerden birisi olmuştu.

Viilage Recoleta, bir sinema kompleksi. Çok şık bir yapı; alt katında güzel restoranlar, bir kitabevi, birkaç kafe de var.

Lenguas Vivas, yaklaşık iki yıl devam ettiğimiz İspanyolca derslerini aldığımız enstitü. Ben bir buçuk sene de İngilizce için sıralarını aşındırmıştım.

16 Ağustos 2005

Parque Palermo Posted by Picasa
Oturma Odası Posted by Picasa

İNSANLARIN BAŞAŞAĞI YAŞADIĞI YERE VEDA...

Önümüzdeki Ekim ayının onyedisinde dört yıl tamamlanacak, Buenos Aires'e geleli. Dile kolay tam dört yıl. Nasıl zor geçmişti ilk aylar. Zaman durdu duracak gibi gelmişti bize. Sanki koca bir ömür tüketmişiz gibi bu şehirde. Ya da ne bileyim, kalan ömürümüzü burada tamamlayacakmışız gibi. Pek de haksız çıktık sayılmaz aslında. Neler olmadı ki. Yeni arkadaşlar, yeni bir kültür, tam yüreğin ortasına külçe gibi oturan HASRET, ilk çocuğum, tek çocuğum, Türkçe gözyaşları, İspanyolca kahkahalar, Portekizce kavgalar, rüyalarda kavuşmalar, ayrılıklar yeniden, araba kazaları, yeni yerler, egzotik yerler, balinalar, şarap, bir dolu pişmanlıklar, "doğru mu yaptım acaba" lar, fransız yemekleri, spor salonları, kiralanan yüzlerce video ve DVD, doğumgünleri, havaalanları, kırmızı ışıkta beklemeler, ev taşımalar, asosyalleşme korkuları, buralara özgü ürkütücü şimşekler, gri gökyüzü, havai fişekler, yalnız geçirilen yılbaşı geceleri, yeşil küçük papağanlar, uçak beklerken kurulan arkadaşlıklar, Havana'da bir defile, sokaklardaki köpek pislikleri, beyni sulanmış otobüs şoförleri, subte, plaza de mayo'da zam isteğini haykıran 400 YTL maaşa talim eden öğretmenler, market kasalarında beklemeler, üst kattan gelen garip gürültüler, Hotel Granada'da hamburgerli geceler, ikide bir yerinden oynayan parkeler, misafire yapılan yemekler, Carilo, bilgisayar tamircisi hikayeleri, Jose Luis ve acayip hayatı, hemoroid ve bel ağrıları, Arjantin egoizminin bulaşıcı etkisi, hayal kırıklıkları, özel dil dersleri, "size sen diyebilir miyim", ulusal günler, kırılan potlar, telefon görüşmelerinde rol yapmalar, işsizlik bunalımları, iş buldum başarısızım bunalımları, estimado señor bilmemkimler, San José'de yapayalnızım hissi, "hangi harfe ne zaman aksan işareti konur ?" öğretmenim, bizim gri oğlana veda, cafe con leche y tostado con jamon y queso por favor, Mühendislik Fakültesi'nde Türkçe dersleri, her tarafta binlerce kafe ve otopark vs vs vs.

Her gece bir şeyler paketliyoruz. Malum beşyüz dolar istedi kömüş taşıma firması. Onüç koli, üçyüz kilo oldu bile şimdiden. Daha bir yirmi koli kadar var bizi bekleyen. Olsun işimiz ne, bundan sonra hayatımız hep taşınmalarla geçmeyecek mi? Bekle bizi Ankara.

28 Haziran 2005

Seyirci görülmeye değerdi. Posted by Hello
Haklı sevinç... Posted by Hello
Brezilya beraberlik arıyor. Posted by Hello
İşte iki takım sahada... Posted by Hello
Birazdan maç başlayacak. Posted by Hello

Viva Argentina

Hani bizim sözüne her daim güvenilir spor basınımız der ya, "70 milyonun gözü bu maçta" diye. Arjantin'de gerçekten 36 milyonun gözü Monumental stadyumunda birazdan başlayacak Arjantin-Brezilya maçındaydı. Kadını erkeği, yaşlısı genci herkes bu maçı bekliyordu aylardır. Nasıl beklemesinler ki. Bu maç sadece Güney Amerika'nın değil dünyanın de en iyi takımını ortaya çıkaran bir meydan savaşı.

Aslında iki halk arasındaki ilişkiler gayet sıcaktır. Ancak futbol deyince akan sular durur. Birbirlerinden nefret ederler. FIFA dünya sıralamasının en üstündeki bu iki takım kendi aralarında 88 kez karşılaşmışlar. 33'ünü Arjantinliler, 33'ünü Brezilyalılar kazanmış. 22 maç ta berabere tamamlanmış. Yani bu maçı alan, üstünlüğü ele geçirecek. Hele , haksızca verilmiş 3 penaltıyla, Brezilya'nın son maçı 3-0 kazandığı düşünülürse, bu maçın önemini daha iyi anlarsınız.

Biz de stadyumdaki yerimizi aldık. Çok soğuk ve rüzgarlı bir gece ama tıklım tıklım dolu. Sert başlayana maçta, çok etkisiz oynadı Brezilya. Disiplinli oynayan ve hayatımda gördüğüm en iyi savunmalardan birinin yapan Arjantin 3-1 kazandı maçı.

10 Haziran 2005

PVC Kaynak Makinası'nda şov yaparken... Posted by Hello
Sağdan itibaren Bendeniz, Emre Türkor (KABAN MAKİNA) Emilio Asim (POLITEC SA) ve Selçuk ÇATALBAŞ (EUROPEN) Posted by Hello

09 Haziran 2005

BATIMAT VIVIENDA 2005 FUARI

Arada sırada, buraya gelen işadamları çevirmene ihtiyaç duyuyorlar. Bu sefer 3 kişiydiler. 2 tanesi PVC kapı pencere yapan makinaların üreticisi bir firmadan, üçüncüsü de bir PVC ve Cam firmasından. Bir pazar günü 7 saat rötarlı indiler Buenos Aires'e. Otelde buluştuk, aldım azıcık dolaştırdım, akşam Rodizio'da et yedik. Ertesi gün sabah erkenden fuar hazırlıklarına başladılar. 5 gün de fuarda birlikteydik. Ölümüne yoruldum. Saatlerce iki dil arasında, bazen araya giren İngilizceyi saymazsak tabi, koşturdum durdum. Kiminle Türkçe kiminle İspanyolca konuştuğumu son gün birbirine sık sık karıştırdım. Fuar dışındaki saatler, bayilerle, diğer müşterilerle yapılan iş yemekleri ve toplantıları ile geçti. Sıkıldım desem yalan olur; bir sürü insanla tanıştım, her zamanki gibi organizasyon konusunda beş para etmeyen Arjantinlilerle fuarda kavgalar ettim. Canım çıktı sonunda.

08 Haziran 2005

Lara'mın aşkı, binamızın sıcakkanlı görevlisi, kızımın Gus'u, Gustavo Posted by Hello

BİR AYIN ÖZETİ

Sonunda başladı kızım kreşe. Önce, birkaç hafta, günde bir saat gitti Lara. Ama nasıl istemeden bir bilseniz. Zorla, o da sadece kum parkında oynamak şartıyla. Ölse, girmiyor sınıfa. Neyse, rutine alıştı biraz, asıl amacımız haftada sadece 3 gün göndermek zaten. Kafam karışık. Kıyamıyorum erken kaldırmaya yavrumu, kıyamıyorum daha iki yaşını doldurmadan okul denen cenderenin dişlilerine alıştırmayı kızımı. Ama çok sıkılıyor ne yapalım; başka şansı yok diğer çocuklarla birlikte olmaya. Bütün hayatı ben, annesi ve Cris'le sınırlı o kadar. Sabah 8.45-11.45. 3 saat. Cris, bakmaya devam edecek.

Sonra kaldığı süreyi uzatmaya başladık. Bugün de ilk kez, sabah gitti kreşe. İçim sızladı, sabahın köründe uyandırırken onu, daha gün ışıyalı 1o dakika olmuştu. Her zamanki gibi güleryüzle kalktı kızım. Babasıyla kahvaltı yaptı, üzerini giydi, çantasını sırtına aldı. Yine isteksizce girdi kapıdan içeri.

Bugün babası da yeni bir eğitim dönemine başladım. İki ay sürecek yoğun bir İtalyanca kursu. İspanyolcadan sonra sanırım biraz daha kolay olacak aralarındaki benzerlikten dolayı. Sınıftaki tek yabancı benim. Gerek ana dilleri, gerek italyan kökenleri yüzünden Arjantinliler benden rahat tabi.