03 Kasım 2007

Yine Wangfuijing.


Sayılarının geçmiş yıllara oranla azaldıkları söylense de her taraf bisikletlerle dolu. Sepetliler, elektrikliler, eskiler, yeniler.

Taze kızarmış deniz atları.


Wangfuijing'in sonundan sola dönünce hemen karşı kaldırım boyunca 200-300 metre kadar uzanan çeşitli çin tarzı fast-food (weird food) standları var. Yanda fotoğrafını gördüklerinizin yanında deniz yıldızları, tanımadığım böceklerin larvaları, yılan etleri, çekirgeler, akrepler vs. kızartılmış yiyeceklerle dolu.

Yorumsuz

Wangfuijing 'in Girişi.


Sokağın bir bölümü araç trafiğine kapalı. Sağlı sollu mağazalar, alışveriş merkezleri vs.

Sezin ve Güneş

Şükürler olsun ki, en az bizler kadar, yemekten zevk alan bir çiftle karşılaştık. Amin.

02 Kasım 2007

İlk alışveriş

Bir Xinjiang Lokantası

Olimpik Stadyuma oldukça yakın bir lokanta ve şişleri meşhur.

Evin ilk halleri

Birbirlerine Küs Anne Kız

Her Tarafı Dolduran İnşaatlara Çarpıcı Bir Örnek

Öyle ilginç, bulmaca gibi bir eğimi var ki şaşarsınız. En üst noktaları sadece 40 saatte ve soğuk bir havada birleştirilmek zorundaymış. Discovery Channel'da inşaat aşamalarının belgeselini göstermişler.

PEKİN'DEN İLK MERHABA


Ankara'dan Pekin'e İstanbul aktarmalı ve bol gecikmeli bir şekilde uçtuk. İstanbul'dan bindiğimiz THY uçağı son derece konforlu olsa da, aynı şeyi ne uçuş ekibi için ne de koltuk aralıkları için söylemek mümkün. 9 saatlik bir uçuş, düşünmek için de iyi bir fırsat oluyor. Nereye gidiyoruz biz. 4 yılımızı nasıl bir yerde geçireceğiz. Pekin sokakları da bu uçağın içi gibi kokuyor. Nasıl bir hayata nasıl bir geleceğe doğru yol alıyoruz tam bilemiyorum. Ayaklarımı bir yere sığdıramadığımdan uykusuz iniyoruz alana. Hemen uçak çıkışında karşılanıyoruz. Dışarda pırıl pırıl bir hava. Sıcak sayılır.

Havaalanı ekspres yolundan , elçilik yerleşkesinin olduğu 3. Ring bölgesine gidiyoruz. Pekin'i dört bir tarafından çevreleyen bu çevre yollarından-ringlerden altı adet var. Birincisi, kentin tam göbeğindeki Yasak Kent'in çevresi sayılıyormuş, söyleyenlerin yalancısıyım.

Elçiliğe varıyoruz. Kapıda 24 saat , bir yükseltinin üstünde bekşeleyen, yaşı çocuk sayılabilecek bir asker. Her elçiliğin girişinde beklemedeler. İzlemesi zevkli, hele nöbet değişimlerinde. Bahçe büyük, arka tarafta lojman ve bizi 1 hafta kadar ağırlayacak olan misafirhane dairesi. Yerleşiyoruz. Daha ilk gün ama, hemen akşam bir yemeğe davetliyiz. Bir Hot Pot lokantası. Herkesin önüne bir ısıtıcının üzerinde birer kap geliyor. İçinde çeşitli otlarla dolu bir su kaynıyor. Masanın ortasında camdan ve dönebilen bir kısım var. Garsonlar buraya tabaklarla, sebzeler, noodlelar ve çok ince dilimlenmiş etler getiriyorlar. Siz bunlardan dilediğinizi alıp kaynayan suya bırakıyor, 5 dakika falan sonra çubuklarla mideye indiriyorsunuz. Hem lezzetli hem de eğlenceli bir yemek.

Bugün buraya varalı 2 hafta oluyor. Bu iki hafta, sadece bir koltuk takımı, fırın ve buzdolabından müteşekkil dairemizi, döşemekle, alışverişle geçti. Tek söyleyebileceğim, fiyatların Türkiye'nin çok çok altında olduğu. Dört yılın az bir süre olmadığını düşünerek, güzel ve dayanıklı şeyler alalım istedik, masraftan kaçınmamaya çalıştık. Yine de çok ucuza geldiler diyebilirim. Ziyaretimize gelenler görebilir.

Şehirin alışveriş yapılan yerleri hariç bir yerini göremedik. Mobilyacılar, beyaz eşyacılar, marketler ve restoranlar yani. Taksiler de ucuz. Açılışı 10 RMB'den yapıyorlar ki 1,5 YTL ediyor. Bir gece Tiananmen Meydanı'na uğrayabildik. Lara uçurtma uçurdu. İnsanlar da hem onu hem bizi seyrettiler. Bu seyretme olayı çok komik oluyor. Malum, herkes çekik gözlü ve düz saçlı. Kıvırcık Lara ilgi çekiyor. Bir de bazen kıyafetlerinden taşradan gelmiş oldukalrı anlaşılan birkaç Çinli gelip benim önüme dikiliyorlar ve beni yarı şaşkınlık yarı korku dolu gözlerle izliyorlar. Yani, şöyle bir kükreyip bir adım atsam kaçacaklar, belli.

İlk izlenimlerimiz olumlu. Doğal olarak insan burayı, hem vatanıyla hem de diğer tayinleriyle karşılaştırıyor. Görkemli bir şehir diyebilirim. Hem estetik, hem ultra modern. Çin Mucizesi neymiş anlıyorsunuz. Dev uyanıyor diyorlar ya, çoktan uyanmış bile.

Neyse, internete kavuşalı bir buçuk gün oldu. Daha uzun yazarım ve analatırım neden neredeyse hiç bir Çinlinin teyzesi, halası, dayısı ve amcası olmadığını, Sarı Ejderha'yı.

26 Eylül 2007

Türkiye'ye Veda Hazırlıkları


Daha ben İspanya izlenimlerimi bitiremeden, anlatamadan, sayfanın adına yakışan bir şekilde yollara düşmüştüm bile. İspanya dönüşü, Ayvalık, sonra Truva ve Gelibolu seyahatleri, İstanbul'a ve doğduğum kasaba Yeniceoba'ya veda ziyaretleri, en son olarak da eğitim dalışlarından sonra malesef 15 ay kadar ara verdiğimiz dalışlara geri dönmek için gittiğimiz Kalkan.

Yazacak çok şey var her biri ile ilgili, ancak, şu sıralar çok yoğun geçiyor. Lara'nın Pekin'de gideceği Lycee Français de Pekin'e kaydını yaptırdık. Tabi, okul ailede Franszıca bilen biri olmasını kayıt için ön şart koşmuştu. Bizim dili öğrenmeye hevesli olduğumuzu duyunca yaptılar kaydı. Ancak geçen ayın sonunda ben 1 kur Fransızca kursu almak için TÖMER'e başvurdum bile. Dün de sınavımı başarılı olarak geçip ilk kuru tamamladım. Tamamlanması gereken bir dolu iş var. Kredi Kartlarının bir kısmı iptal edildi. Notere gidildi vekaletnameler için. Cep telefonları ve digitürk abonelikleri bitirildi. Taze vesikalık fotoğraflar çekildi beyaz fona. Pasaport için başvuruldu. Yapılması gereken, hepatit ve grip gibi aşılar var. Lens takviyesi için göz doktoruna gidilecek. Lara'nın göz muyenesi tekrarlanıp yeni gözlük alınacak. Evdeki kırık iki sandalye tamir ettirelecek.

Yarın, üniversite grubuyla son kez yemeğe çıkacağım. Şimdilik Demet, Leman, Tuğrul Cem, Mustafa, Hakan ve Oğuz Göl gelişlerini teyit ettiler. Tolga, Şule ve Şakir'den haber bekliyoruz. Havva ve Eser mazeretleri yüzünden, Mübin de Adana'da olduğundan gelemiyorlar. Leyla'yı tekrar arayacağım.

Bir aksilik olmaz ise, Pekin'de daha fazla yazmaya çalışacağıma söz veriyorum.