21 Şubat 2008
19 Şubat 2008
15 Ocak 2008
2008'e Merhaba
Kısa kısa anlatmaya başlayayım.
2008, Pekin için son derece önemli bir yıl. Bir dönüm noktası. Önce 2000 Olimpiyatları için aday olmuşlar, olmamış. 2008 Olimpiyatları için mutlu haberi 2001 yılında almışlar. Sonrası malum, hummalı, akıldışı bir çalışma, tam bir delilik.
Düşünün ; Pekin'in nüfusunun %30'unu göçmen işçiler oluşturuyor. Yani 4-5 milyon insan. Şehrin her tarafı devasa inşaatlarla dolu. Benim de inşası devam eden yeni CCTV binasıyla ilgili fotoğrafımı hatırlayın. Ona benzer mimari harikalarla dolu bir kent. 7 sene içinde olağanüstü bir değişim ya da daha doğrusu bir dönüşüm yaşamış. Daha 2000'lerin başında sayılı taşıt varmış caddelerde. Bisikletlilerin arkasında beklerlermiş yeşil ışığın yanmasını. Şimdi çoğunluğu siyah renkte, onlarca marka araba var etrafta. Otomobil alırken siyah, palto alırken kırmızı anlayacağınız. Kırmızı en sevilen renk.
İki haftadan az bir süre önce, biz de nihayet arabalanıp, dondurucu soğuklarda taksi beklemekten, yoğun sarımsak kokulu şoförlerden kurtulunca Pekin'in ağır, kalabalaık ve her an herşeye açık trafiğine girmiş olduk.
Şehrin merkezini Yasak Şehir alalım. Bunu çevreleyen su kanallarına 1. ring diyelim. Bizim oturduğumuz San Li Tun bölgesinin de 2. ve 3. ringlerin arasında ve 3. ringe 200-250 metre olduğunu ekleyelim. Pekin'i çevreleyen ring sayısı şu anda 6. Üç kadarının da planlaması yapılmış. 5 olan metro hattı sayısı olimpiyatlar sayesinde 12'ye ulaşacak. Böylece şehrin barlarıyla ünlü San Li Tun bölgesi de yakınında bir metro istasyonuna ulaşacak.
Hava kirliliği ile mücadele de olimpiyatlar sayesinde hızlanmış. Olimpiyat Komitesi'nin gerçekçi tehditleri ne denli işe yaramış bilmiyorum, çünkü öncesini bilmiyorum. Ama şehrin içinde bir sürü termik santral var. En azından onların bir çoğu uzaklara taşınacakmış.
...
Soğuklar arttı. Artık Beijing Mandarin School'a bisikletle gidemiyorum. Bırak orayı, 1 km ötedeki Fransızca derslerine bile bisikletle gitmek, kulakların donması demek.
Çin yeni yılı (6-7 Şubat) yaklaştıkça hazırlıklar da göze çarpıyor. Domuz yılı bitiyor, Fare yılı başlıyor. Şimdiden dükkanları fare resimleri, bibloları sarmış durumda.
Yılbaşı sönük geçmişti. Ancak Bahar Festivali de denen 6-7 Şubat'ın delicesine havai fişeklerle oldukça patırtılı geçtiği söyleniyor, göreceğiz.
2008, Pekin için son derece önemli bir yıl. Bir dönüm noktası. Önce 2000 Olimpiyatları için aday olmuşlar, olmamış. 2008 Olimpiyatları için mutlu haberi 2001 yılında almışlar. Sonrası malum, hummalı, akıldışı bir çalışma, tam bir delilik.
Düşünün ; Pekin'in nüfusunun %30'unu göçmen işçiler oluşturuyor. Yani 4-5 milyon insan. Şehrin her tarafı devasa inşaatlarla dolu. Benim de inşası devam eden yeni CCTV binasıyla ilgili fotoğrafımı hatırlayın. Ona benzer mimari harikalarla dolu bir kent. 7 sene içinde olağanüstü bir değişim ya da daha doğrusu bir dönüşüm yaşamış. Daha 2000'lerin başında sayılı taşıt varmış caddelerde. Bisikletlilerin arkasında beklerlermiş yeşil ışığın yanmasını. Şimdi çoğunluğu siyah renkte, onlarca marka araba var etrafta. Otomobil alırken siyah, palto alırken kırmızı anlayacağınız. Kırmızı en sevilen renk.
İki haftadan az bir süre önce, biz de nihayet arabalanıp, dondurucu soğuklarda taksi beklemekten, yoğun sarımsak kokulu şoförlerden kurtulunca Pekin'in ağır, kalabalaık ve her an herşeye açık trafiğine girmiş olduk.
Şehrin merkezini Yasak Şehir alalım. Bunu çevreleyen su kanallarına 1. ring diyelim. Bizim oturduğumuz San Li Tun bölgesinin de 2. ve 3. ringlerin arasında ve 3. ringe 200-250 metre olduğunu ekleyelim. Pekin'i çevreleyen ring sayısı şu anda 6. Üç kadarının da planlaması yapılmış. 5 olan metro hattı sayısı olimpiyatlar sayesinde 12'ye ulaşacak. Böylece şehrin barlarıyla ünlü San Li Tun bölgesi de yakınında bir metro istasyonuna ulaşacak.
Hava kirliliği ile mücadele de olimpiyatlar sayesinde hızlanmış. Olimpiyat Komitesi'nin gerçekçi tehditleri ne denli işe yaramış bilmiyorum, çünkü öncesini bilmiyorum. Ama şehrin içinde bir sürü termik santral var. En azından onların bir çoğu uzaklara taşınacakmış.
...
Soğuklar arttı. Artık Beijing Mandarin School'a bisikletle gidemiyorum. Bırak orayı, 1 km ötedeki Fransızca derslerine bile bisikletle gitmek, kulakların donması demek.
Çin yeni yılı (6-7 Şubat) yaklaştıkça hazırlıklar da göze çarpıyor. Domuz yılı bitiyor, Fare yılı başlıyor. Şimdiden dükkanları fare resimleri, bibloları sarmış durumda.
Yılbaşı sönük geçmişti. Ancak Bahar Festivali de denen 6-7 Şubat'ın delicesine havai fişeklerle oldukça patırtılı geçtiği söyleniyor, göreceğiz.
12 Aralık 2007
Çin'de İki Ay...
Marco Polo'nun İtalya'ya döndüğünde kent meclisine sunduğu rapor gibi oldu başlık. Olsun, dolu dolu iki aydan sonra, kanıma işlemiş olan üşengeçlik mikrobuna rağmen oturdum ya yazmaya. O da bir şey sayılır.
Geçenlerde, Lara annesine "uyumak için gözümü kapattığımda, gözümün önüne sürekli mobilyacılar geliyor anne" demiş. aslında benim şimdi uzun uzun anlatmaya çalışacağım, ama üşenip kısa keseceğim, ilk iki ayın en güzel özetini o yapmış zaten. En baştan bir ev kurmak zormuş arkadaşlar. Allahtan lojman sayesinde, bir de uygun bir ev aramak derdinden kurtulmuşuz. Yoksa işimiz daha zor olacakmış.
Salona mobilya, yatak odaları, dolaplar, TV, buzdolabı, halı, tabak-çanak vs. derken gözümüzü açamadık. Bunların üstüne Pekin'in içe işleyen o sert soğuğu ve arabasızlık ta eklenince.
Sözü açılmışken, mobilyalar zevkli, kaliteli, sağlam ve ucuzlar. Tabi, Pekin'in kuru kış mevsimi ile nemli yaz mevsiminin mobilyaları çatlatma ihtimallerini de göz önüne almalı. Bu nedenle, biraz bekletilmiş ahşapla yapılmış olanları almak gerekli. Biz çok beğendik mobilyaları valla. Beyaz eşya vs. de göreceli olarak Türkiye'ye oranla gayet uygun fiyatlarda olunca geriye seçmekten başka bir şey kalmadı. Hala eksikler var, yok değil. Yemek masası ve sandalyelere şimdilik para kalmadı mesela. Acelesi de yok gibi görünüyor.
Hava kirliliği de malesef korkunç boyutlarda. Sanırım şehrin coğrafik yerleşimine, sayıları her geçen gün artan otomobil kalabalığı ile sanayi tesislerinin çokluğu da eklenince, olimpiyatların arefesindeki Pekin'in ve sakinlerinin başları ağrıyor elbette.
Hoşuma giden bir şey de bisikletlere ayrılmış yollar. Bisiklet kullanmak hiç bu kadar kolay ve zevkli olmamıştı. gerçi Çinliler otomobilleri de bisiklet gibi kullandıklarından sorunlar da oluyor. O nedenle özellikle yayaların karşıdan karşıya geçişleri biraz sıkıntılı.
Evimize yakın çok sayıda restoran var. Vietnam, Yunan, İndonezya-Myanmar, Çin, İtalyan, Japon ve Kore şimdi aklıma gelenler. Öğlenleri fiyatlar da ucuz oluyor. Çin restoranında bugün 4 kişi verdiğimiz para 120 RMB, yani 20 YTL'den biraz az. Bizim için değişik lezzetler her zaman çekici oldu. Gerçi bizi de şaşırtan bazı yemekler de oldu. Lara için aynısı söyleyemem. Pilav ve patates kızartmasından başka bir şey bulamıyor. Biz de açığı, evde pişirdiğimiz yemeklerle kapatmaya çalışıyoruz.
Ayi'miz de ara sıra Çin yemekleri yapıyor. Genellikle lezzetli, ancak bazen tatlı yemekler yapınca pek yenmiyor. Dün, bir çeşit yosunla yaptığı yemeği yiyemedik, eve götürebileceğini söyledik. "Çikolatayı seviyorsunuz ama", diyip bozuldu. komikti.
Üçüncü haftasına girdiğim Fransızca dersleri ile arama iyi. Ama geçtiğimiz pazartesi başladığım Çince dersleri korkunç bir başlangıca sahne oldu. Dersin onikinci dakikasında, hangi kapıdan kaçsam, bir daha gelmesem , dört sene nedir ki, hem Çince o kadar da lazım mı, işaretlerle yemek te ısmarlayabiliyorum, sıkı pazarlık ta yapabiliyorum diye düşünmeye başlamıştım bile. Bugünkü derste biraz rahatladım. Hem telaffuz, hem Çince'nin benim karşılaştığım hiç ama hiç bir dile benzememesi hem de yakın bir tarihte birkaç çince karakteri de gösterecek olmalarının ürküntüsü gözümde büyüyor.
Zai jian.
Geçenlerde, Lara annesine "uyumak için gözümü kapattığımda, gözümün önüne sürekli mobilyacılar geliyor anne" demiş. aslında benim şimdi uzun uzun anlatmaya çalışacağım, ama üşenip kısa keseceğim, ilk iki ayın en güzel özetini o yapmış zaten. En baştan bir ev kurmak zormuş arkadaşlar. Allahtan lojman sayesinde, bir de uygun bir ev aramak derdinden kurtulmuşuz. Yoksa işimiz daha zor olacakmış.
Salona mobilya, yatak odaları, dolaplar, TV, buzdolabı, halı, tabak-çanak vs. derken gözümüzü açamadık. Bunların üstüne Pekin'in içe işleyen o sert soğuğu ve arabasızlık ta eklenince.
Sözü açılmışken, mobilyalar zevkli, kaliteli, sağlam ve ucuzlar. Tabi, Pekin'in kuru kış mevsimi ile nemli yaz mevsiminin mobilyaları çatlatma ihtimallerini de göz önüne almalı. Bu nedenle, biraz bekletilmiş ahşapla yapılmış olanları almak gerekli. Biz çok beğendik mobilyaları valla. Beyaz eşya vs. de göreceli olarak Türkiye'ye oranla gayet uygun fiyatlarda olunca geriye seçmekten başka bir şey kalmadı. Hala eksikler var, yok değil. Yemek masası ve sandalyelere şimdilik para kalmadı mesela. Acelesi de yok gibi görünüyor.
Hava kirliliği de malesef korkunç boyutlarda. Sanırım şehrin coğrafik yerleşimine, sayıları her geçen gün artan otomobil kalabalığı ile sanayi tesislerinin çokluğu da eklenince, olimpiyatların arefesindeki Pekin'in ve sakinlerinin başları ağrıyor elbette.
Hoşuma giden bir şey de bisikletlere ayrılmış yollar. Bisiklet kullanmak hiç bu kadar kolay ve zevkli olmamıştı. gerçi Çinliler otomobilleri de bisiklet gibi kullandıklarından sorunlar da oluyor. O nedenle özellikle yayaların karşıdan karşıya geçişleri biraz sıkıntılı.
Evimize yakın çok sayıda restoran var. Vietnam, Yunan, İndonezya-Myanmar, Çin, İtalyan, Japon ve Kore şimdi aklıma gelenler. Öğlenleri fiyatlar da ucuz oluyor. Çin restoranında bugün 4 kişi verdiğimiz para 120 RMB, yani 20 YTL'den biraz az. Bizim için değişik lezzetler her zaman çekici oldu. Gerçi bizi de şaşırtan bazı yemekler de oldu. Lara için aynısı söyleyemem. Pilav ve patates kızartmasından başka bir şey bulamıyor. Biz de açığı, evde pişirdiğimiz yemeklerle kapatmaya çalışıyoruz.
Ayi'miz de ara sıra Çin yemekleri yapıyor. Genellikle lezzetli, ancak bazen tatlı yemekler yapınca pek yenmiyor. Dün, bir çeşit yosunla yaptığı yemeği yiyemedik, eve götürebileceğini söyledik. "Çikolatayı seviyorsunuz ama", diyip bozuldu. komikti.
Üçüncü haftasına girdiğim Fransızca dersleri ile arama iyi. Ama geçtiğimiz pazartesi başladığım Çince dersleri korkunç bir başlangıca sahne oldu. Dersin onikinci dakikasında, hangi kapıdan kaçsam, bir daha gelmesem , dört sene nedir ki, hem Çince o kadar da lazım mı, işaretlerle yemek te ısmarlayabiliyorum, sıkı pazarlık ta yapabiliyorum diye düşünmeye başlamıştım bile. Bugünkü derste biraz rahatladım. Hem telaffuz, hem Çince'nin benim karşılaştığım hiç ama hiç bir dile benzememesi hem de yakın bir tarihte birkaç çince karakteri de gösterecek olmalarının ürküntüsü gözümde büyüyor.
Zai jian.
07 Aralık 2007
13 Kasım 2007
07 Kasım 2007
Yok valla, Lara küçülmedi, portakallar büyüdü
06 Kasım 2007
03 Kasım 2007
Yine Wangfuijing.
Taze kızarmış deniz atları.
Wangfuijing'in sonundan sola dönünce hemen karşı kaldırım boyunca 200-300 metre kadar uzanan çeşitli çin tarzı fast-food (weird food) standları var. Yanda fotoğrafını gördüklerinizin yanında deniz yıldızları, tanımadığım böceklerin larvaları, yılan etleri, çekirgeler, akrepler vs. kızartılmış yiyeceklerle dolu.
02 Kasım 2007
Her Tarafı Dolduran İnşaatlara Çarpıcı Bir Örnek
Öyle ilginç, bulmaca gibi bir eğimi var ki şaşarsınız. En üst noktaları sadece 40 saatte ve soğuk bir havada birleştirilmek zorundaymış. Discovery Channel'da inşaat aşamalarının belgeselini göstermişler.
PEKİN'DEN İLK MERHABA

Ankara'dan Pekin'e İstanbul aktarmalı ve bol gecikmeli bir şekilde uçtuk. İstanbul'dan bindiğimiz THY uçağı son derece konforlu olsa da, aynı şeyi ne uçuş ekibi için ne de koltuk aralıkları için söylemek mümkün. 9 saatlik bir uçuş, düşünmek için de iyi bir fırsat oluyor. Nereye gidiyoruz biz. 4 yılımızı nasıl bir yerde geçireceğiz. Pekin sokakları da bu uçağın içi gibi kokuyor. Nasıl bir hayata nasıl bir geleceğe doğru yol alıyoruz tam bilemiyorum. Ayaklarımı bir yere sığdıramadığımdan uykusuz iniyoruz alana. Hemen uçak çıkışında karşılanıyoruz. Dışarda pırıl pırıl bir hava. Sıcak sayılır.
Havaalanı ekspres yolundan , elçilik yerleşkesinin olduğu 3. Ring bölgesine gidiyoruz. Pekin'i dört bir tarafından çevreleyen bu çevre yollarından-ringlerden altı adet var. Birincisi, kentin tam göbeğindeki Yasak Kent'in çevresi sayılıyormuş, söyleyenlerin yalancısıyım.
Elçiliğe varıyoruz. Kapıda 24 saat , bir yükseltinin üstünde bekşeleyen, yaşı çocuk sayılabilecek bir asker. Her elçiliğin girişinde beklemedeler. İzlemesi zevkli, hele nöbet değişimlerinde. Bahçe büyük, arka tarafta lojman ve bizi 1 hafta kadar ağırlayacak olan misafirhane dairesi. Yerleşiyoruz. Daha ilk gün ama, hemen akşam bir yemeğe davetliyiz. Bir Hot Pot lokantası. Herkesin önüne bir ısıtıcının üzerinde birer kap geliyor. İçinde çeşitli otlarla dolu bir su kaynıyor. Masanın ortasında camdan ve dönebilen bir kısım var. Garsonlar buraya tabaklarla, sebzeler, noodlelar ve çok ince dilimlenmiş etler getiriyorlar. Siz bunlardan dilediğinizi alıp kaynayan suya bırakıyor, 5 dakika falan sonra çubuklarla mideye indiriyorsunuz. Hem lezzetli hem de eğlenceli bir yemek.
Bugün buraya varalı 2 hafta oluyor. Bu iki hafta, sadece bir koltuk takımı, fırın ve buzdolabından müteşekkil dairemizi, döşemekle, alışverişle geçti. Tek söyleyebileceğim, fiyatların Türkiye'nin çok çok altında olduğu. Dört yılın az bir süre olmadığını düşünerek, güzel ve dayanıklı şeyler alalım istedik, masraftan kaçınmamaya çalıştık. Yine de çok ucuza geldiler diyebilirim. Ziyaretimize gelenler görebilir.
Şehirin alışveriş yapılan yerleri hariç bir yerini göremedik. Mobilyacılar, beyaz eşyacılar, marketler ve restoranlar yani. Taksiler de ucuz. Açılışı 10 RMB'den yapıyorlar ki 1,5 YTL ediyor. Bir gece Tiananmen Meydanı'na uğrayabildik. Lara uçurtma uçurdu. İnsanlar da hem onu hem bizi seyrettiler. Bu seyretme olayı çok komik oluyor. Malum, herkes çekik gözlü ve düz saçlı. Kıvırcık Lara ilgi çekiyor. Bir de bazen kıyafetlerinden taşradan gelmiş oldukalrı anlaşılan birkaç Çinli gelip benim önüme dikiliyorlar ve beni yarı şaşkınlık yarı korku dolu gözlerle izliyorlar. Yani, şöyle bir kükreyip bir adım atsam kaçacaklar, belli.
İlk izlenimlerimiz olumlu. Doğal olarak insan burayı, hem vatanıyla hem de diğer tayinleriyle karşılaştırıyor. Görkemli bir şehir diyebilirim. Hem estetik, hem ultra modern. Çin Mucizesi neymiş anlıyorsunuz. Dev uyanıyor diyorlar ya, çoktan uyanmış bile.
Neyse, internete kavuşalı bir buçuk gün oldu. Daha uzun yazarım ve analatırım neden neredeyse hiç bir Çinlinin teyzesi, halası, dayısı ve amcası olmadığını, Sarı Ejderha'yı.
Havaalanı ekspres yolundan , elçilik yerleşkesinin olduğu 3. Ring bölgesine gidiyoruz. Pekin'i dört bir tarafından çevreleyen bu çevre yollarından-ringlerden altı adet var. Birincisi, kentin tam göbeğindeki Yasak Kent'in çevresi sayılıyormuş, söyleyenlerin yalancısıyım.
Elçiliğe varıyoruz. Kapıda 24 saat , bir yükseltinin üstünde bekşeleyen, yaşı çocuk sayılabilecek bir asker. Her elçiliğin girişinde beklemedeler. İzlemesi zevkli, hele nöbet değişimlerinde. Bahçe büyük, arka tarafta lojman ve bizi 1 hafta kadar ağırlayacak olan misafirhane dairesi. Yerleşiyoruz. Daha ilk gün ama, hemen akşam bir yemeğe davetliyiz. Bir Hot Pot lokantası. Herkesin önüne bir ısıtıcının üzerinde birer kap geliyor. İçinde çeşitli otlarla dolu bir su kaynıyor. Masanın ortasında camdan ve dönebilen bir kısım var. Garsonlar buraya tabaklarla, sebzeler, noodlelar ve çok ince dilimlenmiş etler getiriyorlar. Siz bunlardan dilediğinizi alıp kaynayan suya bırakıyor, 5 dakika falan sonra çubuklarla mideye indiriyorsunuz. Hem lezzetli hem de eğlenceli bir yemek.
Bugün buraya varalı 2 hafta oluyor. Bu iki hafta, sadece bir koltuk takımı, fırın ve buzdolabından müteşekkil dairemizi, döşemekle, alışverişle geçti. Tek söyleyebileceğim, fiyatların Türkiye'nin çok çok altında olduğu. Dört yılın az bir süre olmadığını düşünerek, güzel ve dayanıklı şeyler alalım istedik, masraftan kaçınmamaya çalıştık. Yine de çok ucuza geldiler diyebilirim. Ziyaretimize gelenler görebilir.
Şehirin alışveriş yapılan yerleri hariç bir yerini göremedik. Mobilyacılar, beyaz eşyacılar, marketler ve restoranlar yani. Taksiler de ucuz. Açılışı 10 RMB'den yapıyorlar ki 1,5 YTL ediyor. Bir gece Tiananmen Meydanı'na uğrayabildik. Lara uçurtma uçurdu. İnsanlar da hem onu hem bizi seyrettiler. Bu seyretme olayı çok komik oluyor. Malum, herkes çekik gözlü ve düz saçlı. Kıvırcık Lara ilgi çekiyor. Bir de bazen kıyafetlerinden taşradan gelmiş oldukalrı anlaşılan birkaç Çinli gelip benim önüme dikiliyorlar ve beni yarı şaşkınlık yarı korku dolu gözlerle izliyorlar. Yani, şöyle bir kükreyip bir adım atsam kaçacaklar, belli.
İlk izlenimlerimiz olumlu. Doğal olarak insan burayı, hem vatanıyla hem de diğer tayinleriyle karşılaştırıyor. Görkemli bir şehir diyebilirim. Hem estetik, hem ultra modern. Çin Mucizesi neymiş anlıyorsunuz. Dev uyanıyor diyorlar ya, çoktan uyanmış bile.
Neyse, internete kavuşalı bir buçuk gün oldu. Daha uzun yazarım ve analatırım neden neredeyse hiç bir Çinlinin teyzesi, halası, dayısı ve amcası olmadığını, Sarı Ejderha'yı.
10 Ekim 2007
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



















